Aiki'nin yüce tekniklerinde ustalaş ki, hiçbir düşman seninle karşılaşmaya cesaret edemesin.   >>>
Kişinin hayatında, çalışma uğraşının kademeleri vardır. En alt kademede, kişi çalışır ama bundan bir şey çıkmaz ve hem kendinin, hem de diğerlerinin beceriksiz olduğunu hisseder. Bu noktada, o kişi...   >>>
Bir savaşçı düşmanıyla karşılaştığı an, her şey onlara hizmet eder öğrenmeye daha çok odaklanmaları için.   >>>
Budo, gerçek, erdem ve güzelliğe götüren Tanrılar tarafından oluşturulmuş yüce bir yoldur; evrenin sınırsız...   >>>
Aiki herhangi bir savaş sanatının en üst aşamasıdır. O, dışsal bir gösteri değildir; düşmanınızı ne tavırlarınızla ne de görünüşünüzle korkutursunuz. Aiki, daha çok dışsal bir gösterinin olmaması durumudur.   >>>
Çok az kişide bulunur bir yeteneğe sahip olan O Sensei Ueshiba, eski savaş sanatları okullarının temel tekniklerini Daito okuluna getirdi ve kendi bulduğu teknikleri de ekleyip modern Aikido’yu kurdu.   >>>
Çalışma alanında güç gösterisine, ego çatışmalarına yer yoktur. Aikido sokak kavgası değildir ve amacımız da sokak kavgacısı yetiştirmek değildir. Aikido'nun gücü kas kuvvetinden değil esneklik, zamanlama ve alçakgönüllülük ile elde edilen uyumdan gelir.  >>>
Gerçek Aikido sevgidir. Doğasında hayat vardır, şiddet ve ölüm yoktur. Sevgi herşeyin koruyucusudur. Onsuz hiçbir şey mevcut olamaz. Aikido sevginin...   >>>
Siz, kendiniz ve sahip olduğunuz her şey, görkemli nedenlere adanmalıdır; savaş yolundaki savaşçılar...   >>>
Budo, hem Japon Savaş Sanatları geleneğinin geneli için hem de Morihei’nin zaman içinde Aikido’ya dönüşen özel Aiki–Budo’su için kullanılmıştır.  >>>
Hocalarımız:
Aktivitelerimiz:
Yüzeysel anlamıyla rakibin gücüne (ki) uyum sağlama (ai) yolu (do) diyebileceğimiz Aikido, derindeki anlamıyla evrendeki yüce güce (ki) uyum sağlama (ai) yoludur (do). Aikido teknikleri...  >>>
"Ai" kelimesi hem uyum hem de sevgi anlamını taşır. Bu yüzden özgün Budo'ma Aikido adını vermeyi kararlaştırdım.   >>>
Budo, hem Japon Savaş Sanatları geleneğinin geneli için hem de Morihei’nin zaman içinde Aikido’ya dönüşen özel Aiki–Budo’su için kullanılmıştır.  >>>
Samuraylar, hem imtiyazları hem de zorunlulukları olan insanlara dönüştüler. Kanuni olarak, kendine saygısız davranan herkesi öldürme yetkisine sahip olan Samuray, bir gün kendinin de... >>>
Hızlı veya yavaş olsun bir zaman ölçüsü yoktur. O anda Aikido’da direnç yoktur. Ama direnç olmamasına rağmen, daima zaferle sonuçlanır.  >>>
Aikido Teknikleri:

Samuray

Feodal Japonya savaşçıları sık sık Avrupalı şövalyelerle kıyaslansalar da, aradaki benzerlik yalnızca yüzeyseldir. Avrupa’da hem savaş teknikleri, hem de savaş silahları, farklı kültürler arasında meydana gelen çarpışmalara bağlı olarak sık sık değişime uğramıştır. Buna karşın Japonya’da savaş, birkaç istisna dışında içteki bir meseledir. Dünyanın geri kalanından yalıtılmış olan Japonya’da silahlar ve düşman yüz yıllar boyunca aynı kalmıştır.

SamurayKılıç ustalığının altın çağı 17. yüzyılın başlarında başlamıştır. Uzun süren iç savaş döneminin ardından ülke Ieya su tarafından birleştirilmiş ve katı bir askeri diktatörlük dönemi başlamıştır. Günümüzde Samuray olarak bilinen, savaş alanında sağ kalmayı başarmış savaşçılar, garnizon bölüklerini oluşturmuşlardır. Bu insanlar, herkesin kendi başına istediği bir amaç doğrultusunda savaşacağı küçük gruplar oluşturmak yerine, yalnızca içinde doğan insanın üye olabileceği bir kast sisteminde bir araya toplandılar. Taşıdıkları çift kılıçla kolayca tanınan Samuraylar, hem imtiyazları hem de zorunlulukları olan insanlara dönüştüler. Kanuni olarak, kendine saygısız davranan herkesi öldürme yetkisine sahip olan Samuray, bir gün kendinin de bir kılıçla öleceğini bilerek yaşamın içinde uzun adımlarla yürürdü. Ölümün aniden geldiği bir şiddet dünyasında yaşamaya zorlanan Samuray, var olan tek seçim hakkını kullandı ve şiddeti sanata dönüştürdü. Böylece kılıç ustalığı teknikleri Kılıcın Yolu oldu.

Her kılıç öğrencisine öğretilen Ieyasu‘’un sözlerinde olduğu gibi, “Kuşandığı kılıç, Samuray’ın yaşayan ruhudur.” Samuray için kılıç, yalnızca bir öldürme aleti değildir. Kılıç, uğrunda yaşadığı ve uğrunda ölmeye hazır olduğu her şeyin simgesidir. Japon kılıcı daima olağanüstü bir güzellik ve nitelik simgesi olmuştur; öyle ki, bir karşılaştırma yapıldığında diğer ülkelerin en iyi kılıçları, Japon kılıcının yanında yalnızca ucu sivri bir sopadan biraz daha kaliteli bir şey kalır. Bu kılıç, dini bir ikona dönüşmüştür. Kılıca ve onu kuşanan insana bu duruma uygun olarak davranılırdı. Kalabalık bir sokakta kazara bir Samuray’ın kılıcına çarpmak bir intihar hareketi olurdu. Kendine saygısızlık edilen Samuray, kılıcını hızla çekip dönerek, görülemeyecek denli tek bir akışla o adamı öldürür, ardından arkasını döner ve sanki hiçbir şey olmamış gibi yürümesine devam ederdi.

Japon kılıcı, insanoğlu tarafından icat edilen en keskin silahtı. Yıllar boyunca usta kılıççılar, silahın mümkün olan her tür kullanımını araştırdılar. Yalnızca keskin olan tek yüzü ve delici ucu, kılıcı kullananı kesme ve saplama çeşitlemeleriyle sınırlıyordu. Kısa sürede olası teknikler serisi tamamlandı. Bir süre sonra bu insanlar, kılıcın stratejik kullanımını geliştirdiler. Bu insanlar tanınmamış teorisyenler değildi; savaşın eğittiği emekli askerlerdi ve stratejileri de bu durumun bir yansısıydı. Yıllar boyunca savaşmış ve ardından yıllar boyunca incelemişlerdi. Savaş meydanında neyin işe yaradığını bilerek, bunun neden işe yaradığını ve nasıl daha iyi bir duruma getirilebileceğini kendi kendilerine sormuşlardı. Bazı durumlarda yanıt kılıcın basit, fiziksel bir manevrasıyla bulundu. Bazı durumlarda ise, düşünce biçimlerinde belli bir değişimin gerekli olduğunu keşfettiler. (Meydana gelen bu düşünce değişildiği, herkesçe bilinen ismiyle, Bushido Kanunu ile birbirine karıştırılmamalıdır. Savaşçının Yolu Bushido, görece olarak modern bir ahlak sistemidir. Bushido, yetki sahibi kişiler tarafından halk üzerindeki denetimlerini sürdürmek için yaratılmıştı. Yoksa güce sahip olan insanlar bulundukları yeri Bushido’ya bağlı kalarak kazanmamışlardır; ne de büyük kılıç ustaları buna dikkat etmiştir.)

Diğer ulusların askerleri, tekniklerini kullandıkları silahlara nasıl uyarlayacaklarını araştırırlarken, Japon savaşçıları, kendilerini tekniklerine uyarlamayı öğrendiler. Savaşçı, kendi ruhuna kılıç yapımcısının bir demir parçasına davrandığı gibi davranırdı. Samuray, irade gücünü, kılıcın gücüyle karşılaşabilecek duruma gelinceye dek döver ve bilerdi. Kılıç, öldürme üzerine düşünmez, ne de bunu yapmaktan pişmanlık duyar. Samuray da farklı değildi. Öldürmek ya da öldürmemek, yaşamak ya da ölmek gibi bir seçimde bulunmadan yaşamın içinde, yaşamı ölüme tercih etmeden ilerlerdi.

Samuray bir kasaptı. Aldığı emir doğrultusunda küçücük bir kararsızlık bile duymadan öldürebilir ya da ölebilirdi. Her iki hareket tarzını da son derece derinlemesine incelediği için her ikisini de büyük bir zarafetle yapabilirdi. Kendini, yalnızca ölüme hazır olacak şekilde değil, onu arzulayacak şekilde eğitirdi. Herhangi bir kendini savunma amacıyla savaşmazdı; zaferi arardı. Sonuç olarak, savaşta zaferden yoksun kaldığında, mümkün olan en acı verici intihar biçimini, karnı yarmayı, yani Seppuku’yu tasarlamıştır. Fakat bu eylemi bile bir sanata dönüştürmüştür. Böyle bir insan için ölüm sözcüğü, güzellik sözcüğü ile eşanlamlıdır. Kanlı ellerinde bir şiir ile, yaşamı ölüm ve güzellikle bir arada yaşar ve yaşam ile ölümü aynı derecede severdi.

Ölümcül bir alanda yaşayan şiddet dolu bir insan: Bu, bir kılıç ustasının tanımıydı. Her an ölebileceğini bilerek, kendini acımasızca eğitirdi. Bunu hayatta kalmayı başarmak için yapmaz, mümkün olduğunca çok sayıda düşmanı da kendi ile birlikte öldürebilmek için yapardı. Kendini çok iyi, aynı zamanda da çok güzel bir şekilde dövüşebilecek düzeyde eğitirdi. Böyle bir insan için belirsiz bir hayat yaşamak, kesinlikle, şanlı bir şekilde ölmekten çok daha kötüydü.

Samuray, kendi yaşamını kiraz çiçeğinin yaşamına benzetmekten hoşlanırdı. Dünyanın yaşam süresinde yalnız bir an yaşar, hızla çiçek açarak olağanüstü bir güzelliğe dönüşür ve ardından toprağa düşerdi. Samuray, kılıç tarafından öldürülmenin kendi kaderi olduğunu bilirdi. Bunu kabullenirdi. Yapabileceği tek şey, iyi bir çaba göstermek ve iyi bir şekilde ölmekti.

Kendinde bu yeteneği geliştirmiş olan Samuray, bunu kendi çocuğuna aktarmaya çalışırdı. Bunu yaparken, çocuklarını yaşamaları için değil ölmeleri için eğitirdi. Düzenli olarak en genç çocuklarını mezarlıklara ve infaz yerlerine götürür ve onlara yaşamlarının her anında ölümü düşünmelerini öğütlerdi. Bunu yaptıkça yavaş yavaş ölüm korkularını yitirirlerdi. Yaşayabildikleri kadar yaşamak ve sonunda da ölmek, çiftçilere ve sıradan halka kalırdı. Samuray’ın kaderi, zorunlu olduğu sürece yaşamak ve kendi seçim zamanı geldiğinde de ölmekti. Bu, onun tüm enerjisini üzerinde yoğunlaştırdığı ülküsüydü. Pek çok yöntem dikkatle incelenmiş, çalışılmış ve ardından sonraki kuşaklara aktarılmıştı.

 

Kaynak; Frederick J. LOVRET, Japon Gücünün ve Stratejisinin Sırları